Anasayfa / Güncel / İbrahim’den Mehmet’e Şan olsun 1. Kongremize!

İbrahim’den Mehmet’e Şan olsun 1. Kongremize!

  1. KONGRE ÇİZGİSİNDE; PROLETER DEVRİMCİLİĞİ KUŞAN, TASFİYECİLİĞE MEYDAN OKU, GERİLLA SAVAŞINI YÜKSELT!

Partimiz tarihsel bir dönemece girmiş bulunuyor. Umutla, heyecanla, özlemle beklediğimiz partimizin ilk kongresini, kuruluşunun 47. yılında gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bunu gerçekleştiren, bu tarihsel ana şahit olan, bunda rol oynayan, buna katkı ve zemin sunan tüm kadrolarımızı, üyelerimizi, militanlarımızı ve savaşçılarımızı selamlıyoruz.

Kongremiz,  yüzlerce şehit yoldaşımızın partimizin geleceği için, komünizm davasının yükselmesi için, Türk, Kürt ulusları ve çeşitli milliyetlerden emekçi halkımızın çilesine son vermek için, tüm ezilen toplumsal katmanların özgürlüğü için yarattığı birikimin, iddianın, umudun taçlandırılmasıdır.

Kongremiz, 47 yıl boyunca binlerce kadro ve militanla, yüzbinlerce kitlenin gelecek umudu için yüzünü kendisine dönmesini sağlamış bir tarihsel birikime ve sürekliliğe sahiptir. Partimizin kuruluş felsefesi, yöntemi ve kurulduğu süreç ve tarihsel koşullar partimizin özünü belirlemiştir. Önder İbrahim KAYPAKKAYA uluslararası düzeyde sınıf mücadelesinin yükseldiği, devrimci hareketin dinamik olduğu, zengin teorik tartışmaların yapıldığı bir dönem içinde partimizi kurmuştur. Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin yarattığı “cüreti ve hamleciliği”, Uluslararası düzeyde sosyal ve ulusal temelde devrimci fikir ve tutumların “yıkıcılığı”, dünya ölçeğinde Komünist kamp ile modern revizyonist kamp arasındaki saflaşmada ve mücadelede “ideolojik keskinliği”, 68 Devrimci Hareketi’nin 50 yıllık pasifizmin “ölü toprağını silkelemesini”, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi ve köylülüğün toprak işgallerinin “koparıcılığını”, diyalektik-tarihsel materyalizmin “yönlendiriciliği”ni kuruluşunun temelleri yapmıştır. Bu temele dayanan partimiz, tam 47 yıl boyunca emperyalizmin, faşizmin örgütsel olarak tasfiye etme girişimlerine, yarattığı ideolojik tasfiye zeminine karşı da kararlı, sebatkar ve mücadeleci bir hat izlemeyi başarmıştır.

Partimizin Komünist çizgisi 47 yıl boyunca parti içi iki çizgi mücadelesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak burjuva çizginin sahipleri tarafından saldırıya uğramıştır. Partimizin çizgisine karşı oportünist-reformist-revizyonist saldırılar hiç eksilmemiştir. Partimizin Proleter devrimci özünden beslenen kadroları, militan ve taraftarlarıyla bu saldırıları bertaraf etmeyi bilmiştir. VE ŞİMDİ ÖNDERİMİZ KAYPAKKAYA YOLDAŞIN 70. DOĞUM 46. ÖLÜM YIL DÖNÜMÜNDE 1. KONGREMİZİ GERÇEKLEŞTİREREK GÖNDERE ÇEKTİĞİ KIZIL BAYRAĞI BİR KEZ DAHA ONA LAYIK OLMA İDDİASI İLE DALGALANDIRMANIN GURURUNU YAŞIYORUZ. VE BİR KEZ DAHA İLAN EDİYORUZ: ENTERNASYONAL PROLETERYANIN ŞANLI KIZIL BAYRAĞI PARTİMİZİN 1. KONGRESİ İLE TÜRKİYE TOPRAKLARINDA DALGALANMAYA DEVAM EDİYOR.

Türk, Kürt Uluslarından Ve Çeşitli Milliyetlerden Türkiye Proletaryası Ve Emekçi Halkımıza;

Partimiz 1. Kongre’sini oldukça zorlu ve kritik bir dönem ve dönemeçte gerçekleştirdi. Zorlu ve kritik dönem ve dönemeç hem partimiz ve halk güçleri için geçerli, hem de emperyalist-kapitalist sistem ve faşist diktatörlük için geçerlidir.

Emperyalist-kapitalist sistemin ezilen dünya halklarına ve uluslarına karşı ekonomik-askeri saldırılarını arttırdığı, köleliğe razı gelme ya da yok olmayı dayattığı pervasızlık derinleşerek devam ediyor. Tüm dünyayı saran sermayenin çölleştiren etkisi, tüm çirkinliğiyle yüzünü apaçık gösteriyor. Asalak emperyalist sermaye emekçilerin kanıyla beslenerek, tüm ezilen toplumsal kesimleri güçten düşürerek kendini yeniden üretme telaşı içinde. Ancak bu onun aynı zamanda krizli yapısının kaynağı durumundadır. Emperyalist-kapitalist sistem; kriz, savaş, ilhak, yüksek kar, kan ve gözyaşı makinası demektir. Emperyalist sistemin güç odakları bugün pazar savaşlarını daha kanlı, daha keskin, daha bir hırsla hayata geçirmektedir. Genç ve dinamik Çin sosyal-emperyalizmi yoğun meta ihracından aynı yoğunlukta sermaye ihracına evrilen gelişim hızıyla bugün gerilemekte olan ABD emperyalizminin pazar alanlarında ciddi düzeyde etki yaratarak rekabeti sertleştirmektedir. Rus emperyalizmi ve Çin sosyal-emperyalizmi geliştirdikleri ittifak ilişkisi ile askeri-politik alanda da ciddi bir etki yaratmış durumdadır. ABD emperyalizminin önceliğindeki “Batı emperyalist” blokta yaşanan çelişkiler derinleşirken ve rekabet güçlü bir karaktere bürünürken, Çin sosyal-emperyalizmi ve Rus emperyalizmi arasındaki ilişkiler güçlenmektedir. Bu durum yaşanan ekonomik-siyasi krizle birlikte pazar savaşlarını yoğunlaştırmakta, ihtilaflı olan tüm alanlarda ciddi çatışma-savaş gerçekliği ortaya çıkmaktadır. Ortadoğu, Afrika bu çatışma alanlarının en önde geleni durumundadır. Bunun yanında Ukrayna, Balkanlar’da dengeler oynamakta pazar alanlarında ciddi rekabetler yaşanmaktadır. ABD emperyalizminin arka bahçesi Latin Amerika’da da ABD egemenliği sarsılmakta, toplumsal kargaşaya zemin olacak yarılmalar ve yeni denge arayışları-mücadelesi şekillenmektedir.

Dünyadaki bu tablo ülkemizin gidişatından bağımsız değildir. Yarı-sömürge, yarı-feodal iktisadi-sosyal-siyasal yapı gerçekliği uluslararası durum ve gelişmelerden ülkenin zaman kaybetmeksizin etkilenmesini getirmektedir. Faşist diktatörlük, içine girdiği siyasi krizle birlikte saldırılarının dozunu sürekli arttırmakta, bu saldırılarılarını gerçekleştirecek uygun bir siyasi biçim arayışını sürdürmektedir. Bu biçim arayışı sistemin dümenindeki egemen kliğin gücünü pekiştirmesine hizmet ettiği oranda, egemen sınıflar arası çatışmayı körüklemektedir. Egemen sınıflar arasındaki çatışmayı körükleyen bir başka olgu da emperyalist güçler arasındaki çatışmanın yoğunlaşmasından ileri gelmektedir.

Ancak nihayetinde Faşist Diktatörlük AKP-MHP ittifakıyla şekil bulan Tayyip Erdoğan önderliğinde kumanda edilen topyekün bir saldırganlık kampanyasını 4 yıldır hayata geçirmektedir. Halk yığınları yoğun bir siyasal saldırı altındadır. Adeta tüm temel ekonomik-sosyal-siyasal hakları gasp edilmekte, örgütlenme hakları faşizmin yasaları, KHK’ları, yargısı, askeri, polisi ve sivil faşist örgütlenmeleri ile ezilmeye çalışılmaktadır.

Devrimci, ilerici, demokratik güçlere karşı ise daha güçlü ve azgın bir sindirme saldırısı söz konusudur. Devrimci güçler özelde ise silahlı mücadele yürüten hareketler, en fazla saldırı altında olan güçlerdir. Partimiz de bu saldırının fazlasıyla etkisi altındadır. 25 yoldaşımız silah elde bu imha savaşında ölümsüzleşmiş, onlarca militan ve taraftarımız tutuklanmıştır.

Kürt Ulusal Hareketi ve mücadelesi bu süreç boyunca faşizmin temel ve öncelikli hedefi arasındadır. Başta Kürt gerilla güçleri olmak üzere, legal ve demokratik alandaki tüm ulusal mücadele güçleri ezilmeye, biat etmeye ve diğer toplumsal güçlerden tecrit edilmeye çalışılmaktadır. Faşist diktatörlüğün Kürt politikası içerde ve dışarda yoğun siyasi-askeri saldırı biçimindedir. Faşizm bu yönelimle Rojava işgaline çıkmış, Afrin işgal edilmiş ve diğer kantonlar kuşatma altına alınmaya çalışılmıştır. Ancak bu tablo egemen sınıfların siyasal krizine çare olmamış, krizi yeniden üretmenin nedenleri olmuştur. Ekonomik alanda zaten yapısal olan ve sürekliliği olan kriz, dönemsel kriz içine de girerek politik krizi derinleştiren, halk yığınlarının sistemle olan çelişkilerini boyutlandıran bir tablo oluşmasına neden olmuştur. Faşist diktatörlük Kürt meselesi ve bölgesel gelişmeler bağlamında varoluşsal bir kriz ve dönemeç içinde olduğu bilinciyle hareket etmekte, şekil almakta ve yönelim belirlemektedir. Bu anlamda gelecek süreç, her yönüyle siyasal ve toplumsal krizler ve patlamalara gebe koşulları olgunluştırmaktadır.

Partimiz ve halk güçlerinin diğer öznelerinin esasta bu kritik, sıçramalı süreçlerin özelliklerine hakimiyeti söz konusudur. Ancak devrimci durumun daha da yükselme eğilimi içinde olduğu bu peryoda devrim programıyla hareket eden kesimlerin yaklaşımı, kendi sınıfsal duruşlarına uygun sentezlenmektedir. Devrimci hareketler ve diğer halk güçleri sistem dışılığın güçlendiği, devrimci mücadele ve müdahale isteğinin yoğunlaştığı bu sürece esasta hazır değildir. Özellikle bir süreçten beri tasfiyeciliğin ve sistem içiliğin, uzlaşmacılığın ve reformizmin çok yönlü etkileri bu hareketleri sarıp sarmalamıştır. Bu durum dünyaya sınıfsal temelde bakan, yorumlayan ve şekillenen yaklaşımları aşındırmış, devrim perspektifinden bakan tutumların dejenere olmasını sağlamıştır. Bu aşılması gereken ideolojik bir sorun olarak halk güçleri içinde belirleyici bir yandır.

Partimiz de bu sürecin tüm etkilerini yaşamaktadır. Buna karşı keskin ve kesintisiz bir mücadele hattı benimsemiştir. Şimdi içine girilen böylesi dönemde irade ve eylem birliğini yeniden sağlayacak en üst organını toplamakla kalmamış, parti tarihinde bir ilki başararak bir Kongreyle süreci karşılamaya, güçlü adım atarak girmiştir.

Kongremiz, planlamaya uygun şekilde Ocak ayı içinde gerçekleşmiştir. Üst düzey bir güvenlik ve sistematikle örgütlenmiştir. Tüm alanların katılımının sağlandığı platform, partimizin tüzüğünün emrettiği ölçütlere uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Tüm güvenlik önlemleri alınarak Kongremiz güvenli ve sorunsuz bir şekilde dağılmış, tüm bileşenler yeni faaliyet alanlarına sorunsuz bir şekilde ulaşmıştır.

Kongremiz, üç temel başlık üzerinden tartışmalarını gerçekleştirmiştir. Birincisi; “Programatik Görüşlerin ve Programsal Meselelerin Ele Alınması”, ikincisi; “Örgütsel Sorunlar ve Durumun Değerlendirilmesi” ve üçüncüsü; “Önümüzdeki Sürece Dair Yönelim”.

Kongreye hazırlık, oldukça uzun bir sürece yayılan tartışmalarla finalini gerçekleştirmiştir. Hazırlık evresinde, düşman darbelenmesi ile partide “darbeci ve hizipçi” yaklaşımlar boy vermiş ve nihayetinde “Parti ve savaş kaçkını bir güruhun” partiden kendini ihraç etmesiyle süreç sonlanmıştır. Bunun yanında partimiz bu süreç boyunca düşmanın örgütsel darbeleri ile karşılaşmış, savaşın yakıcılığı ve yarattığı kayıplar ve sorunlarla boğuşmak zorunda kalmıştır. Bu anlamda özellikle partimizin kongre sürecine hazırlığında konsantrasyon kaybı yaşanmıştır. Örgütsel sorunlar ve gelişmeler sürece doğal olarak etki etmiştir. Bu tüm faaliyetlere ve hazırlıklara da yansımıştır. Nihayetinde; bu tabloya ve düşmanın ciddi yoğunlaşmasına rağmen partimiz Kongresini güvenlikli ve hedeflediği tartışmaları gerçekleştirerek sonuçlandırmıştır.

Programatik tartışmalara dair:

  • Ülkenin sosyal ve ekonomik yapısı üzerine elde olan çalışmalar ve yeni çalışmalarla birlikte tartışılarak değerlendirme yapılmıştır. Önder yoldaş İbrahim KAYPAKKAYA’nın yarı-feodal, yarı-sömürge sosyo-ekonomik yapı tespiti kongremizde onaylanmıştır. Önder yoldaşın, bu konudaki teorik tutumu ve yönteminin esasta doğru olduğu belirlenmiştir. Önder yoldaştan bugüne yaşanan nicelik değişimlere dair odaklanma sağlanarak tartışmalar derinleştirilmiştir. Özelikle yarı-feodal iktisadi yapının karakteristliğine ve teorik açılımına dair partimizin yetersizlikleri vurgulanmıştır. Bu ekonomik sistemin emperyalizm çağında aldığı karakter ve kalıcılaşmış özelliklerine dair teorik belirlemeler kabul edilmiştir. Kapitalizmin ve feodalizmin iç yasaları, emperyalizmin tarihsel niteliği, sermaye birikim sürecinin tarihsel özelliği, üretim ilişkileri ve onu belirleyen mülkiyet ilişkileri, kır-kent ilişkisi ve değişen demografik duruma dair incelemeler değerlendirilmiştir. Tüm iktisadi ve sosyal dokuya dair veriler üzerinden yapılan tartışmalarda, yarı-feodal yapının korunduğu ve kendini yeniden üreterek hakim üretim ilişkisi biçimi olarak varlığını sürdürdüğü tespit edilmiştir. Partimiz bu konuya dair son 6 aydır yapılan inceleme, araştırma dökümanına gerçekleşen tartışmalar ışığında biçim vermiştir.
  • Devrimin Yolu (Uzun Süreli Halk Savaşı): Partimizin 47 yıllık mücadelesi, Yeni Demokratik Devrim hedefine odaklı, Uzun Süreli Halk Savaşı Stratejisi ekseninde bir hat ile örülmüştür. Programatik görüşlerimizde temel devrim stratejimiz budur. Devrimin üç silahı olan Parti, Ordu ve Birleşik Cephe’yi geliştirmeye ve örgütlemeye odaklı hattımız tavizsiz bir şekilde sürdürülmüştür. Devrim stratejimizde İşçi sınıfı önder, köylülük ise temel güç olarak belirlenmiştir. İşçi-köylü ittifakına dayalı Demokratik Halk Devrimi stratejimizin var olan tüm sosyal, ekonomik, siyasal gelişme ve nicelik değişimlerine rağmen geçerliliği korunmaktadır. Köylük bölgelerdeki nüfusun azalması, Köylü Gerilla Savaşı’nda özünü bulan ve Kızıl Siyasi İktidarlar yoluyla parça parça iktidarı alma hedefinin değişmesini getirmemiştir. KAYPAKKAYA’nın Beş Temel Belge’sinde işlediği ve genel hatlarını çizdiği Yeni Demokratik Devrim (Demokratik Halk Devrimi) ve Uzun Süreli Halk Savaşı Stratejisi geçerliliğini korumaktadır. Kongremiz bunu onaylamıştır.

Partimiz bu bağlamda stratejik savunma aşamasında, devrimimizin durumu üzerine tartışmış, savaş politikamızı ve taktik yönelimimizi belirleme, somutlama ve aşamalandırma yaklaşımı içinde olmuştur. 47 yıllık birikim ve deneyim, gelişim ve gerileme aşamalarını, içinde bulunduğumuz durumu, savaşçı bir parti olma gerekliliğini somutlayarak Uzun Süreli Halk Savaşı Stratejisi doğrultusunda Gerilla Savaşı‘na daha güçlü sarılma zorunluluğunu belirlemiştir.

  • Devrim, Yeni Demokratik Devrim (Demokratik Halk Devrimi) ve Sosyalizm Üzerine yürütülen tartışmalarda temel Marksist-Leninist-Maoist ilkelerin altı çizilmiştir. Devrim meselesinin öncü ve öndersiz, partisiz olamayacağı, bunun dışındaki “devrim” kavramına dair yaklaşımların ve kullanımların devrimin bir alt-üst oluş olduğu olgusunu kararttığı kararına varıldı. Özellikle uluslararası ölçekte kendiliğinden hareketlerin ortaya çıkardığı kimi sonuçları devrim olarak tanımlamanın gerçeğe tekabül etmediği, bu yaklaşımların kavramların sınıfsallığı, gerçek özünü yok saydığı görülmektedir. Sistemin yıkılmaksızın halk hareketleri ile aldığı zorunlu yeni biçimlerin “devrim” olarak sunulmasının halkı yanlış bilinçlendirdiği, örgütlü ve silahlı mücadele ile tüm sistemi yıkan ve parçalayarak gerçekleşecek devrim fikrine yabancılaştırdığı, ötelediği ve bir yanılsama yarattığı açıktır. Buna karşı partimiz öteden beri var olan tutumunu ve yaklaşımını korumaktadır.

Bu bağlamda ülke devrimimizin özü ve niteliği meselesinde özellikle sorunu sadece Faşizmin yarattığı siyasal, sosyal özgürlüklerin sınırlanmasını içeren “Demokratik muhtevaya” hapsedilemeyeceğine dair karar oluşturulmuştur. Devrimimiz bunu da içermekle birlikte özü toprak devrimi olan, tüm feodal, yarı-feodal ilişki biçimlerini süpürüp atan Yeni Demokratik Devrim karakterindedir. Buna dair özellikle yaşanan muğlaklığın devrimimizin özüne dair bir sapma olduğu değerlendirilmiştir. Ülkedeki demokrasi sorununun çözümünün proleter devrimin bir parçası olan Yeni Demokratik Devrim‘in görevi olduğu, ordan durmaksızın proleterya önderliğinde Sosyalist Devrim‘in inşa edileceği ve Komünizm’e kadar bu sürecin Proleter Kültür Devrimleriyle alt-üst oluşlarla devam ettirilmesi zorunluluğu esasta ideolojik bir tutum ve yaklaşım olduğu vurgulanmıştır.

Partimiz, süreçte en önemli sorunlardan birisinin Sosyalizmden geri dönüşlere, nedenlerine dair kitlelerde oluşan muğlaklığın, halk hareketlerinde yansıyan ideolojik sorunların ve en önemlisi de sosyalizme yönelik güvensizliklerin ortadan kaldırılması görevi olduğunu belirlemiştir. Bu bağlamda sosyalizmden geriye dönüşlerle birlikte ideolojik kırılmaların Komünist hareketler ve devrimci hareketlerde yansımasını bulduğu açıktır. Partimiz, bu konuya dair Mao Zedung yoldaşın yaklaşımlarına ve Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin deneyimlerine yasalanarak, ideolojik mücadeleyi derinleştirmek, oluşan güvensizliği ortadan kaldırmak ve sınıf mücadelesinin yükseltilmesini bu temele dayanarak gerçekleştireceğine dair irade oluşturmuştur.

Bir diğer mesele ise tam da bu bağlama oturan devlet ve bir devlet biçimi olarak faşizm üzerine yürütülen tartışma olmuştur. Faşizmin, Komprador burjuvazi ve büyük toprak ağalarının emperyalist-kapitalist sisteme bağımlılığın ve sürekli olarak yaşanan siyasal-ekonomik krizin dayattığı bir ihtiyaç ve zorunluluk olduğu vurgulanmıştır. Bunun dışında faşizmin bir egemen sınıf kliğinin ya da bir parti diktatörlüğünün egemenliği biçimindeki yaklaşımları reddetmiştir. Faşist Kemalist Diktatörlük kavramının yerinde ve doğru, ülkemizde özgünleşmiş ideolojik-siyasal tanımı olduğu vurgulanmıştır. Bunun dışındaki tüm tanım ve yaklaşımların faşizmin kavranmasında, Türk egemen sınıflarının niteliğinin anlaşılmasında kafa karışıklığından kaynaklandığı ve bu yaklaşımlarla sorunun özünün muğlaklaştırıldığı kararına varılmıştır.

  • Ulusal sorun ve milliyetler sorunu: Partimiz kongresi, çok uluslu ve çok milliyetli toplumsal yapıya dair Önder KAYPAKKAYA’nın belirlediği yaklaşımı ve tutumu onaylamıştır. Kongremiz, Önderimizin Ulusal Sorun ve özelde Kürt Sorunu’na dair bilimsel yaklaşımlarının takipçisi olacağını beyan etmiştir. Ulusal Sorun‘un özünün Pazar Sorunu olduğu, Kürt Ulusu‘nun Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı‘nın (KKTH) kayıtsız şartsız kabul edilmesi ve ancak bu şart altında Ulusal Sorun’un çözüme kavuşacağını, Kürt Ulusu’nun özgürleşmesi meselesinin devrimimizin en önemli sorunlarından biri olduğu belirlenmiştir. Emperyalizm çağında Ulusal Sorun’un tam ve esaslı çözümünün proleter devrimlerin bir parçası olması zorunluluğu ve proletaryanın bu soruna önderlik etmesi zorunluluktur. Kürt Ulusal Sorunu’nun Yeni Demokratik Devrim ile yaygın ve geniş temelde özerkliği içeren ve KKTH’nın garantiye alınacağı ve tam çözümün gerçekleşeceği yaklaşımı benimsenmiştir.

Kürt Ulusal Sorunu‘nun KAYPAKKAYA yoldaştan bugüne geldiği yeni durum, toplumsal ve siyasal yaşamdaki ve devrimdeki yeri üzerine tartışmalar gerçekleştirilmiştir. Kürt Ulusu 47 yıl öncesine göre hem ulus bilinci edinme, hem ulusal kurtuluş programına kavuşma, hem de Ulusal Hareket’in geldiği evre açısından ciddi gelişmeler kaydetmiştir. Kürt ulusal bilinci ve bu eksendeki mücadele siyasal süreci etkileyen ve belirleyen özellikler kazanmıştır. Bu anlamda devrimimizin özünü belirleyen olmasa da siyasal ve toplumsal dinamiklerini etkileyen bir karaktere sahiptir. Özelikle Kürt ulusal bilinci her geçen gün daha fazla gelişmekte, bir program dahilinde daha örgütlü ve siyasal düzey kazanmış durumdadır. Bu bağlamda ulusal mücadelelerin tarihsel olarak devlet kurma eğilimi, bu nedenlerden kaynaklı Kürt ulusunda daha güçlü bir hal almıştır. Bu gelişmeler partimizin bu soruna daha fazla yoğunlaşması, daha yakından ilgilenmesi, bu çelişkiyi toplumsal devrimimizin daha dinamik öğesi olarak ele alma yaklaşımı oluşmuştur.

Partimiz bu sorunu tarihinin her döneminde tartışmış, meseleyi Ulusal Hareket’in geldiği noktayla birlikte ele almıştır. Kongremiz, partimizin bu noktada oluşturduğu birikime yaslanma yaklaşımını benimsemiştir. Gelinen aşamada Ulusal Sorun’un özüne ve niteliğine dair bir değişim olmadığı, ancak toplumsal çelişkilere ve siyasal sürece mücadeleci karakteri ve kazanılan ulusal bilinç ve taleplerle daha fazla tesir ettiği belirlenmiştir. Partimiz bu sorunu devrim mücadelesinin esaslı konularından biri olarak görmektedir. Kongremiz sorunun, politik karşıtlık niteliğini daha güçlü açığa çıkararak ve var olan çizgisini sahiplenip siyasal güç haline getirerek hareket etme kararlılığındadır.

Partimiz, Kürt Ulusal Hareketi’nin Ulusal sorunu çözme adına, “Demokratik Özerklik”, “Demokratik Konfederalizm” paradigmasını uluslararası gelişmeler ve dengelerin değişiminin sonucu olarak görmektedir. Bu paradigma, Ulusal Sorun’un devrimci çözümünü içermeyen, ezilen Kürt ulusunun özgürlüğünü sağlayacak KKTH’nı kazanma eğilimiyle çelişik olan, Ezen Türk ulus egemenliğine verilmiş esaslı bir taviz olarak değerlendirmektedir. Sistem içi ve sınıf uzlaşmacı niteliğinden dolayı eleştiren konumunu sürdürmektedir. Bu bağlamda Kürt Ulusal Hareketi’ni, Silahlı Reformist Ulusal Hareket olarak görmektedir. Bu niteliğiyle de devrimin müttefiki, halk güçleri içinde yer alan, bir siyasal hareket olarak değerlendirmeye devam etmektedir.

  • Bu temel meseleler dışında programatik görüşleri içeren ve program sorunu olan “Emperyalist-kapitalist sistem ve genel durumu” meselesinde partimiz özellikle “ultra emperyalizm”, “yeni emperyalist odaklar ve güçler”, “tekellerin devletler üstü karakteri”, “Küreselleşme ve emperyalist tekellerin rekabetsiz, işbirliğine dayalı uyumu”, “emperyalist hegemonya ve emperyalizmin yarı-feodal, yarı-sömürge ülkelerde oynadığı rol” meselelerini gözden geçirmiştir. Özellikle uluslararası ve ulusal ölçekte emperyalizmin savaş, yağma ve asalak yapısının onun sermaye ihraç eden niteliğinden ileri gelen özelliklerinin silikleştirildiği, bu anlamda Lenin yoldaşın ve daha sonrasında Mao yoldaşın emperyalizmin özü, sınıfsal yapısı ve yönelimi noktasında belirlediği kriterlerin aşındırılmasına karşı bu iki büyük ustanın ortaya koyduğu temellerin geçerliliğini koruduğu vurgusu yapılmıştır.

 

  • Kongremizin program temelinde tartıştığı ve toplumsal devrimde önemli sorunlar olarak gördüğü diğer konu ise Ezilen cins sorunu olan Kadın meselesi olmuştur. Ezilen cins meselesi içinde LGBTİ’ler de mücadelenin önemli konularından biridir. Bu soruna dair geçmişten bugüne tutuk olan partimizin özellikle 8. Konferans ve sonrası konuya dair yoğunlaşma ve odaklanmasında olumlu bir gelişme yaşanmıştır. Ancak bu konuda partimizde yaşanan sapmalar da tespit edilmiştir. Sorunun toplumsal karakterine dair partimizin var olan yoğunlaşmasını sürdürmesi, devrim süreciyle birlikte ilişkilendirilmesi ve kendine has çelişkileri ve özellikleriyle ele alınması gerektiği kararına varılmıştır. Partimiz, bu toplumsal sorunun özgün karakterini, iç ilişkilerini asla gözden kaçırmadan ancak soruna sınıfsal bakış açısından bakmayı unutmadan ele alma kararını benimsemiştir. Ezen cinsle mücadelenin sınıfsal ve toplumsal mücadelede dinamik bir rotası vardır. Bu mücadelenin öznesi olan bir çok Kadın hareketi söz konusudur. Bu mücadele yaşanan sorunlarla birlikte sürekli gelişmekte ve ilerlemektedir. Bu sorun karşısında “hak kazanma” mücadelesi veren örgütlenmeler ve güçlerle müttefiklik ilişkisi temelinde eylem birlikleri oluşturma yaklaşımını koruma ve bunu geliştirme kararı alınmıştır.
  • Ezilen inançlar meselesi, toplumumuz çok inançlı yapıya sahiptir, tarihsel olarak ezilen inançlar temel özgürlüklerinden ve demokratik haklarından mahrum bırakılmıştır. Sadece bununla yetinilmemiş Sünni inanç sistemi dışındaki kesimler yoğun baskı, katliam ve asimilasyon politikalarına maruz kalmıştır. Bu sebebten Sünni inancı dışındaki diğer inançlara özgürlük meselesi demokratik bir hak ve doğal olarak Yeni Demokratik Devrim’in mücadele konularından birisidir. Partimizin, bu soruna dair bir mücadele süreci ve deneyimi söz konusudur. Bu çelişkinin devrimin lehine dönen bir dinamik yanı vardır. Partimiz sorunu sistem içi sınırlara ve çözüme hapsetmek yerine, bu çelişkinin yarattığı demokratik bilinç ve mücadele dinamiklerine yaslanmaktadır. Bu dinamikler üzerinden perspektif oluşturmaktadır. Nihayetinde kısıtlanan, yok sayılan ve gasp edilen tüm demokratik haklar sınıf mücadelesinin konusudur. İnanç farklılığına dayalı çelişkilerin sınıfsal çelişkileri örtüleyen, öteleyen karakteri, partimizin inançlara eşitlik meselesini demokratik bir sorun ve ortadan kaldırılması gereken bir durum olarak belirlemesini getirir. Toplumun inançlara göre bölünmesine ve parçalanmasına, ezilenlerin arasına bu eksende düşmanlık tohumları saçılmasına karşı mücadeleyi benimser.
  • Partimiz bunların yanında Çevre, Gençlik, Kültür, Sanat, Geri Cephe, Kısa Parti Programı, Kısa Yeni Demokratik Devrim Programı, Yayın, Enternasyonal politika gibi başlıklar üzerinde de programatik görüşleri tartışmış karar altına almıştır. Ayrıca tüzüğe ilişkin getirilen değişiklik önerileri de tartışılmış ve belli maddelerin düzenlenmesi ve düzeltilmesi karar altına alınmıştır.

 

Örgütsel Sorunlar Ve Ele Alışa Dair:

Parti kongremizin hiç kuşkusuz en önemli gündemlerinden bir diğeri de örgütsel sorunlar ve sürecimizin değerlendirilmesi üzerine olmuştur. 8. Koferans’tan bugüne kadar olan süreç incelenmiş ve çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. 8. Konferans’ın çizgisi, 8. Parti Merkez Komitesi’nin durumu, yönelimi, önderlik tarzı, tüm alanların ve komitelerin faaliyetleri, Komsomol faaliyetinin durumu ve Gerilla alanımızın ve savaşın geldiği nokta üzerine tartışmalar gerçekleşmiştir.

Partimizin durumu 8. Konferans’tan 2015’e kadar olan süreç ve 2015’den bugüne kadar olan süreç şeklinde ikiye ayrılmıştır. Zira partimiz 2015’den itibaren olağanüstü bir darbeci-hizipçi saldırıya maruz kalmış, nihayetinde kendini parti ve savaş kaçkınlığı ile tescilleyen bir grubun partiden ayrılması ile sonuçlanmıştır. Süreci iki dönem halinde ele alma gerekliliği buradan kaynaklanmıştır. Bu bağlamda Ocak 2017’de sistematize olan Ekim 2017’de nihayete ererek parti dışı kalan Sağ Tasfiyeci, Parti ve Savaş Kaçkını Güruh değerlendirilmiş ve Parti Merkez Komitesi’nin 8. Genişletilmiş Toplantısı’nda yaptığı değerlendirme kongremiz tarafından onaylanmıştır. Bu güruh daha sonraki gelişmelerle devrimci değerleri aşınan, polisi ve mafyayı arkasına alarak partiye saldıran, savaş alanında bozgunculukla yetinmeyip bir kısım parti silahlarını ve cephanesini çalıp düşmana teslim ederek savaşı terk eden bir dizi suça imza atmayı başarmıştır. Bu güruh gelinen noktada karşı-devrime hizmet eden tek tek bir dizi pratiğin sahibi olarak tarih sahnesinde, devrimci damarı zayıflamış, Ülke’de sembolik düzeyde varlığı olan, Ülke devriminin sorunlarından kopmuş, esasta Yurt Dışı merkezli bir güruh olarak yerini almıştır. 8. Genişletilmiş MK Toplantısı’ndaki yaklaşım ve değerlendirmelere ek olarak bu tespitler yapılmış ve bu şekilde kongremizde onaylanmıştır.

Kongremiz, 8. Konferans’ın yönelim ve kararlarını esasta MLM olarak değerlendirmiştir. Belirlenen yönelim ve süreç değerlendirmesi doğru ve öngörülü yaklaşımları içermektedir.

  1. Konferans’ın esas sorunu partinin gerçekliği, önderlik meselesindeki yaklaşımındaki sığlıktır. 8. Konferans, 7. MK’nın sürece önderlik etmesinde yaşanan sorunları, MK’nın bir dönem boyunca parti ile yaşadığı çelişkileri ve MK’nın bu çelişkiler karşısında kendine yönelik “sekterlik” eleştirisinin nedenlerini ve bu nedenleri ortadan kaldıracak yöntemi, yaklaşımı ve kuşkusuz sorumluluğu geliştirmeyerek yerine getirememiştir. Zira 7. PMK’nın partiye hakim olamama, sürece hakim olamama üzerinden kendine yönelik sekterlik eleştirisini doğru ve bilimsel temelde irdeleyememiştir. Bu durum parti iradesinin bu noktada taşıdığı sorumluluğu, önderliği sıradanlıktan kurtaracak ve partiye daha sağlıklı önderlik edecek zemini yaratmasının önünde engel olmuştur.

Nihayetinde 8. PMK önderliği bir önceki önderlikten devraldığı zaaflarla teşşekül etmiş, partiye hakim olma, sorunlara hakim olma ve buradan çözüm gücü olma ve ileri düzeyde önderlik etme yetenekleri 8. Konferans’ın sorun karşısında yüzeysel yaklaşımından dolayı gerçekleşmemiştir.

  1. PMK süreç boyunca partiye hakim olamama, hatta PMK bileşenlerinin birbirine hakim olamama sorunu ve bir aşamadan sonra yer yer “sol” sekterlik yer yer liberalizmden malül örgütsel çizgide salınıp durmuştur. Ancak parti içi sorunların boy verdiği zemin, ortaya çıkan parti gerçekliği ve buna bağlı olarak türeyen sağ tasfiyeci hizipçilik parti önderliğinin partiye ve kendi bileşenine yeterince hakim olamamasının sonucu olmuştur. PMK’nin hakimiyet sorunu raporlarında yansıyan kendine ve alanlara yönelik subjektif değerlendirmelerde de sabittir. 8. PMK’nın en önemli sorunu önderliği sıradanlaştıran, partiye hakim olma ve hükmetmede yaşadığı zayıflıktır. Bu durum süreç boyunca yaşanmıştır. Oluşan tablo ise önderlik içinde başlayan ve tüm partiye doğru yayılan derin ve baş edilemez hale gelen güvensizlik iklimi olmuştur. Nihayetinde “dipten gelen dalga” parti içinde büyüyerek yüzeye vuran GÜVENSİZLİK virüsüne dönüşmüştür. Bu durum bir grup partilinin, partinin genel siyasi çizgisine yönelik güvensizliği ve ideolojik kırılmanın oluşmasıyla birlikte körüklenmiştir. Bu siyasal, örgütsel ve ideolojik çakışma, partide sistematik bir örgütlenmeye dönüşen oportünist-reformist karakterli, parti anlayışı anti-MLM olan, önderliği partiden koparan ve ona güvensizliğin “temel güvence” ve kaldıraç yapılmaya çalışıldığı bir patlamayla sonuçlanmıştır.

Bu tablo hiç kuşkusuz 8. Konferans’ın parti ve önderlik gerçekliğine dair yoğunlaşan, irdeleyen ve bu ikisinin ahenkli bir şekilde önderleşme ve gelişme dinamiklerini açığa sermeyen tutumundan kaynaklanmaktadır. Bu yaklaşım buna uygun bir önderlik çıkmasını, bu önderliğin kolektif, partiye hakim olan, kendi gerçekliğine uygun şekillenmesine engel olan durumun doğmasını koşullamıştır. Parti önderliğe, önderlik partiye hakim olma sorunu yaşamıştır. Parti ile önderlik ilişkisi sağlıklı kurulamadığı noktada, iddialı ve önderleşen bir PMK ve parti şekillendirilememiştir. PMK ve Parti arasındaki çelişkinin ilerletici, güçlendirici ve dinamik yanı açığa çıkarılmadığı gibi tam tersine yıkıcı ve sorun üreten karakteri baskın olmuştur. Bu tablo alanların başarı ve başarısızlık değerlendirmesine, önderliğin müdahale ve şekil verme yeteneğine hakim olmuştur.

PMK’nın parti önderliği ve partinin alanlarına dair ortaya koyduğu tablo, bu bütünlük ve gerçeklik içinde değerlendirilmiştir. Bu tabloda partinin üstlenmesi gereken sorumluluklar ve PMK’nın partiye önderlik etmesi için hakim olması, hakimiyet için olanak ve kanallarını yaratması, daha sorgulayıcı ve irdeleyici, daha sıkı bir mekanizma ve daha gerçekçi hedefler ve yönelim zorunluluğunun altı çizilmiştir.

Bu bağlamda özellikle parti önderliğinin tesis edilmesinde bileşenin siyasal-ideolojik yaklaşımında daha homojen, daha dinamik, parti ve sınıf mücadelesinin karşısında daha iradeli, bütünlük arz eden bir önderlik oluşturma anlayışı benimsenmiştir. Partinin bu olanaklara sahip olduğu tartışmalar ve genel durum üzerinden görülmüştür.

Bu temelde partimizin sınıf mücadelesi karşısındaki zayıf durumu, yetersizlikleri, çelişki ve sorunlar karşısında Marksist-Leninist-Maoist yöntemle yaklaşmada eksiklikleri ve geriliği üzerinde yoğunlaşılmıştır. Partinin Sorunları, Sınıf Mücadelesinin Sorunları, Savaşın Sorunları, Kadrosal Sorunlar, Örgütlenmede Yaşanan Sorunlar, Kitle Çizgisindeki Sapmalar, Genel Siyasi Çizginin Politik Güce Dönüşmesindeki Yetersizlikler, İttifaklar Meselesi Ve Eylem Birliklerine yaklaşım üzerine durulmuştur. Bu sorunlar bir bütün olarak PMK değerlendirmesi, alanlar değerlendirmesi üzerinden tartışılmış, var olan örgütsel gerçekliğimiz üzerinden yeniden değerlendirilerek sonuçlar çıkarılmıştır. Kuşkusuz süreç değerlendirmesi uluslararası durum, sınıf mücadelesinin nesnelliğinde yaşanan sorunlar, burjuvazinin ideolojik saldırıları ve partimizdeki yansımaları üzerinden gerçekleşmiştir. Çok yönlü olarak ideolojik, politik ve örgütsel tablomuz bu gündemin ana konusu olmuştur. Önümüzdeki yönelim bu öznel ve nesnel gerçekliğe dayanılarak belirleneceği için, olabildiğince sorun geniş kapsamlı ve çok yönlü ele alınmıştır.

 

Önümüzdeki Süreç Yönelimi:

Partimiz, en temel sorunu olarak Partinin Örgütlenmesinin geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, yetkinleştirilmesi ve savaşın yükseltilmesi olarak belirlemiştir. Savaşçı ve militan bir parti ve örgütlenmesinin gerçekleştirilmesi esas yönelim olarak belirlenmiştir.

Kongremiz; faşizmin yaşadığı politik krizi aşmak için, sindirme, sınırlama, örgütsüz bırakma, dağıtma ve mümkünse biat ettirme politikasının son beş yıldır yoğun, derin ve sürekli dozunu arttırarak gerçekleşmesine rağmen krizine çözüm olamadığını tespit etmiştir. Bu saldırganlık devrimci durumda bir gerilemeye, zayıflığa yol açsa da sınıfsal, ulusal, sosyal, vs temeldeki çelişkiler daha fazla derinleşmiş, kitlelerin hareketsiz ve kabullenir duruma getirilmesi, esasta başarı elde etmemiştir.

Egemen sınıflar arası çatışma ve gerilim hattı daha fazla artmış, ekonomik krizin yarattığı pastanın küçülmesi sonucu, pay kapma mücadelesinin keskinleşmesine paralel hem iç klik çatışmasını hemde ittifaklar arası çatışmayı arttırmıştır. Faşizmin topyekün saldırı dalgasının devrimciler, ilerici güçler ve en genel anlamda halk kitleleri içinde belli bir yansıması olmuştur. Bu olumsuz ve yıkıcı tablo faşizmin diz çöktürme, teslim alma politikasının başarı üretmesini her şeye rağmen getirmemiştir. Faşizm, kendi mezarını daha derin kazarak zaman kazanma olanağı sağlamıştır. Önümüzdeki gelişmeler, devrimci durumun ve dolayısıyla sınıf mücadelesinde hareketliliğin yükselmesine olanak ve zemin sunmaktadır. İç ve dış politikada tıkanan ve tırmalayan faşist diktatörlük, yönetme krizini daha güçlü ve keskin bir şekilde yaşayacaktır.

Bu tablo, partimiz ve devrimci hareketin gelişim kaydetmesi için yeni fırsatlar, olanaklar anlamına gelmektedir. Faşist diktatörlüğün topyekün saldırı dalgası sadece baskı, şiddet, imha, inkar, işgal, şovenist dalga yaratarak gelişmemektedir. Aynı zamanda yılgınlık üretmeye odaklı umutsuzluk ve çaresizlik iklimi yaratmasıyla hayat bulmaktadır.

Yine uzun bir süreç boyunca sistemiçilik, parlamentarizm, barış içinde bir arada yaşama, legalizm, “devrimsiz, evrim ile ilerleme ve kazanma” şeklinde bir ideolojik aşınmaya neden olacak kuşatmada oluşturmuştur. Bugün bu ideolojik etki ve zehirin tüm olumsuz etkileri halk güçleri içindeki öznelerde yansımasını bulmaktadır. Partimiz bir süredir bu tasfiyeci, reformist akıma, “iktidarsız iktidar fantazisi” kuran ideolojik teslimiyet çizgisine karşı bir barikat ve set örme süreci içindedir. Bu yanıyla sürdürdüğü ideolojik mücadele ve kendi gerçekliğine hakim olmada, ideolojik zayıflıklarını ve güçlü yanlarını tespit etmede avantajlı konumdadır.

Ancak proleter devrimci çizgide ciddi bir aşınma, gerileme ve iddiasızlık hali çekinmeden tespit edilmesi gereken bir sorun olarak görülmelidir. Komünizm perspektifinden, proleter devrimcilik tutumundan çelişkilere yaklaşmak, bu eksendeki ilkelere sıkı şekilde sarılmak, taktik politikalar belirlemek bugün adeta şeytanlaştırılmaktadır. Bu yaklaşımların esası proleter devrimcilikle küçük-burjuva devrimciliği arasındaki çelişkilerden ileri gelmektedir. Küçük-burjuva devrimci tarz ve yöntem, beklenti ve umut, şekilleniş ve yönelim oldukça güçlü bir politik etkiye sahiptir. Bu durum proleter devrimci çizgiye hücum ederek, ona yönelerek kendini daha güçlü hissetmektedir.

Burjuva tarzda devrimciliği alt-üst etmek, ona yönelmek, onun kuşatmasını parçalamak ancak ve ancak Komünist partisinin onun karşısında hem düşünsel, hem teorik, hem örgütsel, hem de politik olarak güçlenmesi ve kendini gerçekleştirmesi ile olanaklıdır. Proleter devrimcilik koşullar ne olursa olsun işçi sınıfının tarihsel rolünü unutmamak, onun Yeni Demokratik Devrim’i gerçekleştireceği ve sürdüreceğine güçlü şekilde inanmaktan geçer. Bunda yaşanan her silikleşme rüzgar karşısında zayıf bir dal gibi sallanmak ve hatta kırılıp kurumaya mahkum olmakla sonuçlanır.

Komünist partinin varlığı proleter devrimciliğin koşuludur. Partimizin ideolojik yönelimi bu anlamda zamanın ruhunu yakalayan, işçi sınıfının tarihsel rolünü kavramış ve kitlelerle kaynaşmış proleter devrimciliğin geliştirilmesi, sağlamlaştırılması olacaktır. Ortaya çıkan çelişkileri çözme iradesi gösteren, her türlü burjuva tipte devrimciliğin saldırıları karşısında donanımlı olan ve onları ideolojik olarak mahkum edebilen, olaylara-olgulara, gelişmelere hakim olan ve inceleyerek çözüm gücü olan bir devrimcilik. İşte ihtiyaç olan devrimcilik budur. Partimiz bu anlamda proleter devrimcilikle burjuva devrimciliği arasındaki çelişkiyi ortaya çıkaran, çizgisini bu şekilde güç haline getiren bir yönelim benimseyecektir.

Bu hiç kuşkusuz sağlam parti örgütlenmeleri yaratmak, savaşçı bir partiye uygun militanlaşma oluşturmakla mümkündür. Partimiz, örgütlenmesini sağlamlaştırmak, genişletmek, düşmana kapalı hale getirmek üzere yoğun ve sıkı bir eğitim ve sınıf mücadelesi içinde çelikleşmeyi esasa alan bir hat içinde olacaktır.

Diğer bir önemli nokta ise SAVAŞ meselesidir. Yönelimimizin en önemli ayaklarından birisi bu olacaktır. Devrimci durumun yükselme eğilimi gösterdiği bu peryotta savaşçı bir parti, Gerilla Savaşı’nda odaklanmış ve çelişkilere silahın eleştirel gücüyle müdahale eden bir çizgi hayati derecede önemlidir. Her şeyin zora dayanarak çözüm beklediği, bunun etkili ve belirleyici olduğu bir toplumsal yapımız söz konusudur. Savaş devrim için olur, onun ihtiyaçları için gereklidir ve onun gerçekleşmesinin yegane yoludur. Bu kavrayış ve yaklaşım her çelişki karşısında doğru bir konumlanışı getirir. Partinin devrim ve komünizm için koşullanmış zorunluluğu, savaşın en etkili en yıkıcı ve en güçlü şekilde inşa edici bir karaktere bürünmesini getirecektir.

Partimiz 47 yıldır bu bilinçle ve yönelimle şekillenişini bulmuş, kesintisiz bir savaş çizgisi inşa etmiştir. Devrimimizin şah damarı olan Gerilla Mücadelesi partimizin önderliğinde Halk Ordusu tarafından yürütülmektedir. İçinden geçtiğimiz koşullarda düşmanın Kürt Ulusal gerilla hareketine ve partimize yönelik ciddi bir imha ve yok etme savaşı söz konusudur. Partimiz bu imha savaşına karşı büyük bedeller ödeyerek direnmektedir. Partimiz yaratılmaya çalışılan tüm yılgınlığa, umutsuzluğa, tasfiye girişimine, ideolojik teslimiyete karşı direnmeye, devrimimizin Halk Savaşı Strateji ile Kızıl Siyasi İktidarlarla parça parça iktidarı alma ısrarından geri durmayacaktır. Bu süreçte bedeller ödeme pahasına, stratejik savunma içinde taktik saldırılar yaklaşımı ile süreci karşılayacaktır. Gerilla Savaşı’nın temel yasası olan kendini korumak tutumunu titizlikle uygulayacak, ancak düşmanı hırpalayan onu yoran ve yıpratan taktik saldırılarla kendini koruma ve geliştirme yaklaşımında olacaktır.

Partimiz savaşa göre şekillenme politikasını tüm faaliyetlerinde esasa oturtacaktır. Tüm çalışmalar ve yönelim savaşı besleyecek ve onu güçlendirecek şekilde ele alınacaktır. Kuşkusuz Halk Savaşı’nın geliştirilmesi demek, bulunduğumuz her alanda en yaratıcı ve zengin devrimci çizginin ve politikanın uygulanması, geniş kitlelerin bu temelde de örgütlenmesi ve seferber edilmesi demektir. Bu aynı zamanda zora dayalı mücadelenin araçlarının da etkin şekilde kullanılması ve çelişkiler karşısında yaratıcı bir şekilde uygulanmasıdır.

Örgütlenirken savaşmak, savaşırken örgütlenmek. Örgütlerken savaşmak, savaşırken örgütlemek. Geniş kesimleri örgütlemek savaşı yeniden üreteceği gibi gerilla mücadelesine dayalı savaş çizgisi, aynı zamanda tüm örgütlenmelerin kendini yeniden üretmesi anlamına gelmektedir. Bu toplumsal yapımızın yarattığı bir gerçekliktir. Partinin kumandasında ve önderliğindeki silahların eleştirel gücü, ezilen halk yığınlarının zihnine vurulan prangaları parçalayacağı gibi, örgütlenme ve mücadele azmini arttıracak, Mao yoldaşın deyimiyle “tüm kirimizden ve pasımızdan bizi arındıracak”tır.

Bu tarihsel dönemeçte, tasfiyeciliğin ve reformizmin cirit attığı koşullarda kuşkusuz parti çizgisinde Gerilla Savaşını yükselterek, savaşçı bir örgütlenme yaratarak tutunmak ve eşiği bu iradeyle geçmek önderleşmek ve komünizm düşü için daha güçlü ve etkili yürüyüş kolu oluşturmak için mahkum olduğumuz bir durumdur. Partimiz bu mahkumiyeti kavramış durumdadır, yakından uzağa doğru kitleleri ikna ederek, örgütlenerek bu kavrayışı yaygınlaştıracak ve iktidar perspektifiyle mücadelesine ivme katacaktır.

 

Yoldaşlar, Halkımız, Dostlarımız;

Kongremiz, hiç kuşkusuz oluşturduğu güçlü iradeyi tarihsel sorumluluğuna olan güvene, halka olan inancına, yoldaşlarına olan bağlılığına, şehitlerimize verilen sözlere, şehit ailelerimizin öfke ve kinine, dost güçlerine olan sorumluluğuna, Uluslararası düzeyde kardeş, dost parti ve örgütlerin dayanışmacı ruhuna, enternasyonal proleteryanın keskin kılıcı olan Marks-Engels-Lenin-Stalin-Mao yoldaşın ışık saçan, yol gösteren bilimsel yaklaşımına bağlı kalarak oluşturmuştur.

Kongremiz, Önder İbrahim KAYPAKKAYA’nın temellerini attığı partimizin 47 yıllık rehber aldığı programatik görüşlerin bilimselliğini daha güçlü bir kavrayışla sahiplenmiştir.

Kongremize, partimize karşı güvensizliğin planlı ve organizeli bir şekilde örgütlendiği, boğazına burjuva çizginin kör bıçağının tehdit olarak çalındığı, gerilla mücadelesine karşı yılgınlık teorilerinin cirit attığı, kaçkınlığın-umutsuzluğun kol gezdiği son 4 yıllık süreçte parti sloganlarını haykırarak, onun çizgisine bağlılıklarını beyan ederek silah elde ölümsüzleşen 25 Halk Savaşçısı’nın kararlılığı ruhunu verdi. 25 parti militanımızın, halk ordusu savaşçımızın her biri komünizm düşüyle, Partinin çizgisine bağlılıkla hayatlarını feda etti. Onlar tarihin bu kesitinde umudu kanla yazan, düşmana sıkılan her kurşunu aynı zamanda kaçkınlığa ve yılgınlığa yönelen ideolojik bir güce çevirdiler. Partimiz 47 yıl boyunca yüzlerce şehit verdi şanlı komünizm davası için. Bu davada ölümsüzleşen yoldaşlarımızın yetişmesinde, gelişiminde, kişiliğinde emeği olan, onların davasını kendi davaları olarak sahiplenen Şehit Ailelerimizin acısı kin ve kararlılık olarak partimizde vücut buluyor. Kongremiz tüm şehit ailelerine, yoldaşlarımızın bize bıraktığı mirası sahiplenme sözü verdiğimizi, onların düşlerinin partimizin özü ve kökü olduğunu bildirir. Ailelerimiz şundan şüphe duymasın: Evlatları partimizin ve ardında kalan yoldaşlarının ruhunda, benliğinde yaşayacak, yaşıyor.

Kongremiz, partimizin adını, çizgisini, savaşçı ve militanlığını düşmanın zindanlarında direnişleriyle onurlandıran ve partimizin en ileri mevzileri haline getiren tutsaklarımızı komünist duygularla, devrimci coşkuyla selamlar. Onlar davamız uğruna en ağır bedeli ödemekten çekinmeyen, mücadelenin bedel gerektiren karakterini direnişe durarak ve kavgaya daha sıkı bağlanarak anlamlandıranlardır. Tutsak yoldaşlarımızın, en zor koşulda sınıf mücadelesi için, komünizm için üreten-direnen çizgileri dışarda biz yoldaşlarına ve partimize can, kan ve ruh katıyor. Tüm tutsak örgütlenmemize ve tüm tutsak bileşenimize partimizin Kongresi armağan olsun.

Kongremiz, enternasyonal proleteryanın çeşitli ülkelerindeki temsilcilerine, kardeş komünist partilere ilan eder ki; Komünizme olan sonsuz inancımız, Marksizm-Leninizm-Maoizm‘e olan sadakatimizle enternasyonal proleteryanın Türkiye topraklarındaki temsilcisi TKP/ML, gerçekleştirdiği 1. Kongresi ile şimdi daha güçlü ve mücadelede daha kararlıdır. Dünya Komünist Hareketi’nin önemli ve ciddi sorunları bulunmaktadır. MLM’ye yönelik revizyonist, oportünist, tasfiyeci, reformist saldırılar daha azgın ve daha pervasızdır. Sosyalizmden geriye dönüşler karşısında kızıl bayrağı indiren, Maoizm’e yaslanmak yerine anti-MLM akımların saldırılarına teslim olanlara karşı biz bir kez daha Yeni Demokratik Devrim, Sosyalizm ve Komünizm mücadelesi ile kızıl bayrağı daha güçlü dalgalandırıyoruz. Uluslararası düzeyde gelişen saldırılara karşı proleterya enternasyonalizmi ile donanmış, MLM ile kuşanmış bir ortak yürüyüşü bugünden inşa etme kararlılığındayız. Dünya genelinde emperyalist-kapitalist sistemin krizi yarı-feodal, yarı-sömürge ülkelerindeki Halk Savaşı’nın zeminini daha fazla güçlendirecek, devrimin bu fırtına merkezlerinin daha ileri çıkmasına olanak sunacaktır. Biz Türkiye’de Halk Savaşını yükseltme ve enternasyonal proleter görevimiz olan kendi devrimimizi büyütme sorumluluğunu daha güçlü yükleniyoruz ve bunu ilan ediyoruz. Bugün Hindistan’da, Peru’da, Filipinler’de ve daha bir çok yarı-sömürge yarı-feodal ülkede büyük çaplı yada küçük çaplı Halk Savaşı yangını söz konusudur. Kıvılcım halindeyiz belki ama “bir kıvılcım tüm bozkırı tutuşturur” diyen bir ustanın öğrencileriyiz. Tüm bozkırı tutuşturma iddiamızı, tarihsel bilincimizi ve zorunluluğumuzu kararlılıkla taşıyoruz. Kıvılcımımızın bozkırı tutuşturması için tüm enerjimizi, tüm çabamızı ve tüm yoğunlaşmamızı sağlayacağız. Şan olsun Marksizm-Leninizm-Maoizm’in ışıklı yolunda yürüyen enternasyonal proleter hareketlere, örgütlere ve kardeş partilerimize.

Türk, Kürt Uluslarından Ve Çeşitli Milliyetlerden Emekçi Türkiye Halkına;

Kongremiz ana şiarını “1. Kongre Çizgisinde; Proleter Devrimciliği Kuşan, Tasfiyeciliğe Meydan Oku, Gerilla Savaşını Yükselt” olarak ilan eder. Bu şiar kongremizin yöneliminin sentezidir. Bu şiar etrafında kenetlenip “önümüzdeki şanlı mücadele yıllarına” hazırlanacağız. Kongremiz, partiyi geliştirme ve güçlendirme, savaşı yükseltmeye odaklı ana yönelim belirlemiştir. Bu yönelim, gelişmekte olan devrimci durumu karşılamaya odaklı bir hedeftir. Tüm parti üyelerimizin, militanlarımızın, taraftarlarımızın ve gözü kulağı partimizde olan ilgili kamuoyunun bu yönelim doğrultusunda şekillenmesi hedeflenecektir. Parti örgütlenmelerimizin bu doğrultuda örgütlülüklerine biçim vermesi, militanlarımızın bir adım daha öne fırlaması, taraftarlarımızın örgütlenme düzeyini geliştirmesi, örgütlü olmayan partimize gönül vermiş kesimlerin hızla örgütlenmesi ve sınıf mücadelesinin engin denizine partimiz saflarında katılması hedeflenecektir. Bu hedeflerimize daha hızlı ulaşmak için herkesi bu çağrımıza kulak vermeye, sesimize ses katmaya, adımlarımıza yoldaş olmaya davet ediyoruz.  ŞİMDİ BİR ADIM İLERİ ÇIKMA ZAMANI!

Zaman; oturanın ayağa kalkması, duranın yürümesi, yürüyenin koşması zamanıdır.

Zaman; Yeni Demokratik Devrim, Sosyalizm, Komünizm hedefine umut bağlayan herkesin daha ileri fırlama zamanıdır.

Zaman;  Gerilla Mücadelesini yükseltme, Halk Savaşını geliştirme ve sahiplenme zamanıdır.

Zaman; bu hedeflerin kurmay öncüsü partimizin etrafında kenetlenme zamanıdır.

Zaman; sınıf mücadelesini geliştirme, faşizme meydan okuma, sistem içiliğe alan bırakmama, partimizi tüm yaşamın içinde politik bir güç haline getirme zamanıdır.

Partimiz bunu örgütlemeye, bunu başarmaya yazgılanmıştır. Tüm partililerin, militan ve taraftarların enerjisini tam zamanlı kullanma dönemidir. Komünistler, devrime olan inançları ile süreci karşılamak ve devrimi örgütlemek noktasında iddialıdır. Kongremizin en büyük başarısı da bu iradenin kesin ve kararlı bir şekilde gerçekleşmiş olmasıdır.

Kongremizin bu iradesi, Türkiye proleteryasına, ezilen köylü katmanlarına, şehir küçük-burjuvazisine, Kürt ulusuna ve ezilen diğer milliyetlere, ezilen inançlara, Ezilen cins olan Kadınlara ve LGBTİ’lere, Halk gençliğine ve tüm demokratik güçlere Yeni Demokratik Devrim hedefiyle en geniş özgürlükleri gerçekleştirme mücadelesinde kararlılık sözü vermektedir. Emperyalizme, faşizme, feodalizme ve her türden gericiliğe karşı sözümüz ise mutlaka ama mutlaka sonlarının geleceği, partimizin bu uğurda silah elde canlarını okumak için durmayacağı, yılmayacağı ve asla pes etmeyeceği olsun.

 

– Şan Olsun 1. Kongremize!    

-Faşizmi Döktüğü Kanda Boğacağız!

-Halkın Örgütlü Mücadelesi İle Faşist Ablukayı Dağıtacağız!

-Şan Olsun Kürt Ulusunun Özgürlük Mücadelesine!

-Emperyalizm Ve Tüm Uşaklarına Karşı Mücadeleye, Örgütlenmeye!

-Devrim Zorunluluk, Halk Savaşı Özgürlüktür!

-Devrimci Mücadele Meşrudur, İsyan Haktır!

-Savaşarak Öğren, Örgütlenerek İlerle, 1. Kongre Çizgisinde Kenetlen!

-Kaypakkaya Yoldaşın 70. Doğum Yılında Marksizm-Leninzim-Maoizm’in Kızıl Güzergahında İktidara!

-Faşist Kuşatmayı Parçala, Halk Savaşıyla İlerle!

-Komprador Patron-Ağa Devletini Yıkacağız, Demokratik Halk İktidarını Kuracağız!

-Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!

-Şan Olsun Halk Savaşının Zaferlerle Taçlanmış Yoluna!

-Şan Olsun Marksizm Leninizm Maoizm’e!

-Şan Olsun Partimiz TKP/ML’ye, Halk Ordumuz TİKKO ve Gençlik Örgütümüz TMLGB’ye!

 

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ/MARKSİST LENİNİST- MERKEZ KOMİTESİ SİYASİ BÜRO

TKP/ML- MK SB

MAYIS 2019